Cuma, Şubat 24, 2006

Ne Dinlemiyorum ve 'Hayal Et Sevgilim' Üzerine Son Defa

Merhaba,

Ne dinlemiyorum alanı bana gittikçe zevk vermeye başladı. Bir kere çok kolay, atış serbest! İnsanın dinlediği şeyleri yazması sor. Bir insanı dinlediği şeyler ile özdeşleştiririz. Onu, onlarla değerlendiririz. Sadece dinlediği müzik yüzünden bugüne kadar kişiye burun kıvırdınız bir düşünsenize. Ama dinlemediğim şeyler ile aramda öyle bir özdeşleşme yok, sorun da yok.

Şimdi gelelim neden "Hayal Et Sevgilim" dinlemediğime. Her ne kadar daha önce şarkıyı beğenmiş olduğumu yazmış olsam da, bunun pop kültür olduğuna da aynı yerde değinmiştim. Benim için bu şarkının modası geçti. Klasik olabilecek kadar iyi bir şarkı olmadığı da açık.

O dönem -ben dahil- insanların şarkının kendisinden öte biraz da şarkının var oluş biçimiyle ilgilendiklerini düşünüyorum. Blair Witch Project tadında bir hikaye, buram buram amatörlük kokuyor. Biz de milletçe mazlumu sever kollarız zaten...

O yazımda da değindiğim diğer bir konu da bunun bir çeşit ticari taktik olma olasılığıydı. Bekleyelim, görelim demiştim.

Şimdi az önce okuduğum bir habere göre, şarkıya klip çekmişler. Hürriyet gazetesindeki haberin bir kısmında İrem bakın ne demiş:

Klip çekimleri sırasında oldukça heyecanlanan İrem, albümünün çıkışını sabırsızlıkla beklediğini belirtiyor.

Üstelik hafızam beni yanıltmıyorsa, İrem bir ara ben meşhur olmak istemiyorum, eğer bir sanatçı şarkıya bir klip çekmek isterse bence uygundur gibisinden laflar etmişti. Eee, şimdi bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu.

Anlamadığım başka bir şey de bu zamanlama. Bu şarkıya destek verenlerin, bu şarkının popüler olduğu dönemin geçtiğinden haberleri vardır. Bu yeniden diriltme arzusu nedir. Biraz zamanlama hatası yok mu bu işte. Yada, gerçekten iyi pazarlama taktikleriyle şarkıyı yeniden gündemin tepelerine taşıyabilecek kadar başarılı ve kendine güvenen insanlar mı bunlar? Madem bu kadar iyiler işlerinde, daha doğru düzgün başka proje mi kalmadı? ...

Belki de fikrini sonradan değiştirdi bilemiyorum, kendisine bundan sonraki 'sanat' hayatında başarılar diliyorum.

Şunu da not olarak düşmek istiyorum :

Her konuda, ama her konuda amatörleri destekliyorum. Profosyonelliğin, işin yavaş yavaş tadını kaçırdığına inanıyorum.

Hoşçakalın.

Perşembe, Şubat 23, 2006

Going to Sun.

Subject of the mail I received was : "Congratulations! You won a spot on the Sun Tour!" . [Is not it a bit far way to the earth and kind of warm for a normal human being...kidding.] They seem to be too much enthusiastic about it, as if I won the Grand Lottery. But it is still good, at least I won sth.

I do not exactly remember, when I entered the draw. Anyway, who cares... A rand() function worked, and I received this e-mail. I believe I am receiving too much e-mails after some rand() function runs. (If this last sentence does not make any sense to you please ignore it, intended audience of that sentence is only me.)

This tour also includes a lunch with Stanford alumni. I definitely want to meet with some of those ppl. I really wonder what they are doing, how is life after school etc.

Maybe I can meet some ppl working on Java, Solaris etc. It is funny though, to see some real people working on those software. Relation between a software and a man... After developing software in Java for five years, I am going to see ppl who actually developed it. Marvelous, is not it?

Or, even I can meet with Duke (mascot of Java) too. He also have a blog too. Yes, I intentionally call him as 'he' not 'it'.

To be continued...

(I am going to edit this article or add a new one after the tour.)

Çarşamba, Şubat 22, 2006

How to Buy a new Digital Camera and Fate

It is now 4 months passed since I decided to buy a new digital camera. Definitely I am not good at giving quick decision. (In this story I really paid for it, 4 months full of memories had gone off without a trace.)

Recently, I decided I have to do sth. , immediately before everything gone with the wind.

After a short period of investigation (i.e. finalizing my decisions of what I need, generating performance vs price graphs including various models and brands... [kidding!] ) I came up with two models.

A point & shoot model ( Canon SD550 ) and a high-end digital model ( Canon S2 IS ). Do not ask me why Canon. I only looked for Canon, Nikon and Sony models. I do not think brands other than Canon and Nikon use good enough lenses. Sony offers expensive and cool models but without enough technical capabilities.

These two models have nearly the same price tag. (They are under $400 models and they are literally just under that :) )

What is good about a point & shoot models are they are light-weight. You can carry them in your pocket. You can catch all the funny moments.

And pros of the high-end models you can play with them, manipulate your photos with them. Their manual modes offer too much. You can start with p&s photography, and when you get bored of that thing, you can officially give your amateur-photography skills a chance.

One other good thing about, Canon S2 IS is, it looks like my old analog Zenit machine. ( Russian made machine before 90's. I did not even get one good photo with it. All the things over it was written in Russian, and without correct settings, it was impossible to get good results. It was my bad actually, I knew it was a very good machine)

My Fate Is Changing...

[Feb. 20] I am checking the Amazon.com, and try to decide on one of the models. I am bouncing from one side to the other side.

[Feb. 21] Canon, announces more than 10 models including next generation Canon S3 IS and... Immediately prices of the cameras goes down by about 15%. This is not the moment for losing time anymore, my fate is trying to tell me sth. Yes, I finally decided!

I ordered my new Canon S2 IS today, I hope, I will get it before March :). Wait for me beautiful sceneries and mountains...We are coming...

Coming Soon

Maybe I cannot write a review on this machine after I get it. Better I can start reading on amateur photography (focus, ISO, shutter speed etc.) and write on them. Visit this page, some time later in two weeks time and you will see.

See you later.

PS: This note is intended for ppl, thinking that I am believing in fate too much that even I let it control my life. No! There are some results, some outcomes which are so absurd that I cannot find a really good analytical reason. I simply say it is fate and keep going. Not because I believe in fate that much, but I believe thinking about those things does not help any more.

Pazar, Şubat 19, 2006

Ne Dinlemiyorum : Hadise - Stir Me Up

Gündemden uzak olmanın verdiği laçkalıkla, şarkı patladıktan oldukça uzun bir süre sonra yorumumu yazıyorum.

Bu yorumu yazmamda emeği geçen Türklerin Internet Paylaşım Kültürü'ne teşekkür etmem şart aslında. "hadise" yazıyorum Google'a ve bingo, ilk 10 sonuç arasında bir dosya paylaşımın sitesinin linki var. Hem de yüksek kaliteli klip videosu'na... Olacak iş değil, emeğine sağlık tayfası'ndan önemli bir çalışma daha. (Burada bağlantıyı paylaşmayı uygun bulmuyorum, hem arayan bulur hem de sonuç olarak telif hakları olan bir çalışma.)

Klip'i izlerken aklım yabancı kliplere gidiyor. Karşımdaki kötü bir taklit çalışmasından başka bir şey değil. Şarkı desen yine öyle. Sonundaki Türkçe kısım ise samimi olmaktan uzak. Bunlar ilk düşüncelerim.

Bir de olayı müzik kalitesi açısından değerlendirmek lazım. Dediğim gibi görsel kısım iyi değil ama duysal kısımından çok öne çıkan bir yanı yok. Hafif Anastacia, biraz da Holly Valance havası seziyorum. Hatta Kiss Kiss klibine benzediği bile ileri sürülebilir.

Tamam anlıyorum kızımız güzel ama onu deskteleyecek bir ses yok ortada. Şarkı desen onun da efsaneler listesine girecek kadar iyi olmadığı malum. (Güzel olmak kötü bir şey olduğu için yazmıyorum. Ama sadece güzel olmak bu işler için yeterli mi, ondan emin değilim.)

O halde, nedir bu şarkıyı bir anda meşhur edip patlatan anlamak mümkün değil. Bir şey bir anda popüler oluyor ve sebebini hiç kimsenin bilmediğini düşünüyorum.

Kendisi anladığım kadarıyla çok kültürlülükten de nasibini almış bir insan. Dünyayı takip ettiği de belli. Kim bilir, belki yakın zamanda Avrupa'yı etkileyecek kaliteli işlere imza atar.

Hadise'ye bundan sonraki kariyerinde başarılar diliyorum. Sonuç olarak "Stir Me Up" bir çıkış şarkısı. Bu tip bir şarkının öncelikli amacı popüler olmak olmalı, kaliteli olmak değil. "Stir Me Up" 'ın da bu işi başardığı malum. Umarım, bu popülerliği iyi kullanan Hadise, daha kaliteli işlerle devam eder.

Başlangıç için, varolan iyi şeylerden esinlenmekten aslında iyi bir fikir ama bundan sonra çok daha özgün fikirler/çalışmalar ile ortada olması gerektiği de kesin.

Özet olarak, şimdilik bu parçayı dinlemiyorum, dinlenecek kadar kaliteli olmadığını düşünüyorum. Ama kendisinin de umut vaat eden bir yapısı olduğunu düşünüyorum. Bakalım zaman ne gösterecek.

Hoşçakalın, müzikle kalın.

PS:Yorumlarınızı bekliyorum.

Cumartesi, Şubat 18, 2006

Satır Arası Çığlıkları

İnsanlar zekalarına göre ikiye ayrılır. Ne kadar zeki olduğunun bilincinde olanlar ve kendini olduklarından daha zeki zannedenler. Bu ikinci gruba girenler, kalan insanlar için en iyi gruptur. Hem bizi -içten içe- güldürürler, hem de gizleyemedikleri art niyetleri ile arkamızdan iş çeviremezler.

Çok kindar bir başlangıç oldu galiba ama bir o kadar da manidar. Bütün her şeyin özeti bu zaten.

Satır aralarını okuyorum...

İnsanların hamurunun iyi olduğuna inancım pek yok, başlangıçtan beri pek yoktu zaten. Böyle olunca insanlara güvenmek konusunda sorunlar yaşamam doğal. Ama düşünüyorum de pek haksız sayılmam. Ben de veriyorum bütün dikkatimi aralara sıkışmış sözcüklere, anlamaya çalışıyorum insanları ve gerçek yüzlerini görmeye çalışıyorum onların.

(Bir de gözler var aslında, onlar içinde yalan söylemez diyorlar, ama ben onları anlamayı beceremedim henüz. Şimdilik tek tük sözcüklerden anlam çıkarmaya çalışıyorum.)

Beni bilen bilir, etrafımdaki olur olmaz, alakalı alakasız diyalogları dinlemeye meyilliyimdir. Merak ettiğim genellikle konuştuklarından çok, nasıl konuştukları gerçekte ne demek istedikleri olur genelde. Üçüncü bir şahış, tanımadığı iki kişinin diyaloğunda her ikisinin de yakalayamadıkları ayrıntıları yakalayabilir.

Satır aralarına dikkat etmek işte bu noktada önem kazanıyor. Bazıları gerçek düşüncelerini, seslerini titretmeden güzel kelimelerin ve yalanların arasına saklayabilirler. Ama ağızdan çıkan tek bir kelime, tek bir vurgu herşeyi gözler önüne serebilir. Karşındakine gerçekte ne kadar saygı duyuyorsun, karşındaki gerçekte senin için kim...

Bütün bu sorular cevaplanabilir.

Şeytan ayrıntıda gizlidir...

Gerçi mükemmellikte ayrıntıda gizlidir. Belki mükemmeliğe giden yol şeytan'ın yoludur, kim bilir? Şaka bir yana, insanların başarılı oldukça yalnızlaşması boşuna değildir. Bunun temel olarak iki sebebi olabilir. Birincisi bu insanlar o kadar karanlık tarafa kaymışlardır ki, insanların ne kadar karanlık olabileceğini bilirler. Böyle düşünen birinin etrafında başka insanlara tahammül etmesi güçtür. İkincisi, karanlık güçlerini geliştirirken, arkadaşlıklarını harcamışlardır. (Daha komik olan bu insanların kendilerini avutmak için "zirvedikiler yalnız olur" vb. kendi ortaya attıkları şeylere sığınmalarıdır.)

Bu insanları tanımak kolaydır. Başkalarının hakkındaki fikirlerini öğrenin. Eğer üçüncü şahısların allengirli, karmaşık planlarından, kendi kuyusunu kazma projelerinden bahsediyorlarsa, başka insanları hüzünlerinden zevk alıp, mutluluklarını kıskanıyorlarsa...Dikkatli olun derim. Bunları direk sözlere dökmelerini de beklemeyin, karşınızdaki insanın duygularını okumaya çabalayın. (Mealen saf olmayın, sizin hakkınızda nasıl düşündüklerini zannediyorsunuz ki?)

Zekiyse(!) korkmanıza gerek yok

Karşınızda diğer insanlardan daha zeki olduğunu düşünen biri varsa size kötülüğü dokunamaz. Biraz dikkatliyseniz eğer, sürekli kendini ele verir. Canınızı sıkmanıza da gerek yok, onun bu dünyadaki cezası da bu olsa gerek...

Ben de mi onlardanım acaba?

Bütün bu garabetin ortasında beni tek üzen şey bu insanları gördükçe benim de kendi karanlık tarafımı keşfetmem. İnsanın yavaş yavaş saflığını kaybetmesi bu olsa gerek. Benim de sütten çıkmış ak kaşık olmadığım kesin, ama neden böyle veya niye böyle bilemiyorum. Üzülüyorum sadece.

Daha da garip olanı, daha saf ve temiz olması gereken insanların çok daha hızlı kayması karşı tarafa. Özdemir Asaf'ın ünlü dizeleri aklıma geliveriyor
Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler


Benim gibi saflıktan, temizlikten bahsedenlere de kanmamak lazım. Gerçekten duygularımızı kullanmamız lazım. Hatta şöyle düşünüyorum:

Hep gerçekçilikten bahsediyoruz, ve aklın duygulara üstünlüğünden. Oysa duygular da varlığımız bir parçası olduğuna göre onlar da gerçekliğin ta kendisidir. Gerçekçi olmak aslında duyguları kullanmayı şart koşar, şart!

Saflık falan bu dünyada büyük yalan. Ya uyum sağlayıp yaşayacaksın bu kadar şeyin arasında, ya da yoklup gideceksin. Arası gerçekten zor.

Ne garip değil mi, pek çok hakiki arkadaşımın çocukluk arkadaşım olması. En saf dönemimde tanıştığım, birbirimize dişimizi hiç göstermediğimiz insanlar topluluğu. Bu öyle bir şey ki, aramızda yazılı olmayan bir antlaşma gibi. Bu dünyada yaşamanın gereği olarak dünyaya karşı çirkefleşsek bile birbirimize karşı hala içteniz. Bu insanlara ne kadar büyük bir teşekkür borçlu olduğumu biliyorum. (Aslında çok şanslı olduğumu da biliyorum, daha çocuk denecek yaşta bizleri bir sınıfa tıkanlara minnettarım :) )

Hoşçakalın, sağlıcakla kalın.

Aslında yazı bitti, ama maç sonu yorumlarıyla devam etmek isteyenler için küçük notlarımız var...

PS:Bu yazı bir kişi, kurum, nesne yada benzeri bir şeyi hedef alıp yazılmamıştır. Genel bir düşüncedir yaşamla ilgili. Fazla dağınık, okuması zor bir şey olduğununda fark ettim ama geç oldu, kusura bakmayın.

PPS: Satır araları bazen sevgiyi de ele verir. Dedim ya anlatmakta güçlük çektiğimiz şeyleri saklarız oralara. Sadece kötülük, kin ve nefret aramamak lazım sözcüklerin arasında.

PPPS: Bu yazıda yeni bir tespit yapıldığını zannediyorsanız da yanılıyorsunuz. En basit örneği için bkz. "Masum Değiliz" (Sezen Aksu).