Çarşamba, Temmuz 21, 2010

İkinci Çeyrek Raporu

Artık yeterince zaman geçti ve yeni bir yazı yazmanın zamanı geldi. Yeterince zaman geçtiğini burayı takip eden bir kaç kişiden aldığım "artık yeni bir şeyler ekle" taleplerinden anlıyorum. Özünde buranın amacı uzak kaldığım ama kopmadığım insanlarla iletişimimi sürdürmek. Bir çeşit toplu email tüm sevdiklerime aynı anda gönderdiğim. Umarım burayı okuyanlar da beni kendileri hakkında bilgilendirirler.

Kısa kısa olan biteni geçeyim, herkesi ilgelendiği kısmı okusun. Neler yaptım:

İletiştim

Bu uzak kalmak kavramının mesafe ile bir ilgisi olmadığını düşünmeye başladım. Tamamen vakit ile ilgili. Bir insana ne kadar çok vakit ayırırsan o kadar yakın oluyorsun bence. Ben de daha az vakitle daha ulaşılabilir olmaya çalıştım.

Siteme eklediğim "Bana mesaj gönderin" özelliği gerçekten kullanışlı oldu. Nerede olursam olayım sizlerden SMS alabiliyorum. Önce kimse kullanmaz diye düşünmüştüm ama oldukça kullanılıyor. Bir yerden birisinin aklına geliyorum ve birden bir mesaj alıyorum, güzel bir şey.

Skype ile daha ulaşılabilir oldum. Eğer bir şekilde Skype adresime sahipseniz beni her zaman arayabilirsiniz. Çevrim içi olmasam bile direk cep telefonuma ulaşacaksınız. Bu da, numaran ne, nasıl arayacağız biz seni vs gibi bir kaç problemi çözdü bence.

Sosyalleştim

Yani tam olarak sosyalleşmedim de sosyal iletişim araçlarını biraz daha fazla kullanmaya başladım. Zaten alem olmuş on yüz bin tane sosyal iletişim aracı bana sadece onları kullanmak düştü.

Bu konuda web sitemi de güncelledim. Belli başlı hesaplarımın listesini tek bir sayfada topladım.

Gezdim

Bahar ve Yaz insanı gezmeye teşvik eden aylar. Ben de ne kadar sulak yer varsa dolandım. Kumsal da kazı yaptım, tavla oynadım, karpuz yedim vs. Burayı sanırım en iyi fotoğraflarla anlatabilirim:



Okudum


Kütüphaneden kitap alıp okumak, satın alıp okumaktan kesinlikle daha keyifli. Belki yazarlar için kötü bir şeydir bu ama ne yapayım benim için öyle. Niye derseniz:

1. Bedava eğlence, güzel bir şey
2. Bedava. Eskiden bir kitabı beğenmesem bile sonunu getirmeye çalışırdım. Şimdi beğenmediğim yerde bırakıyorum. Hiç vicdan azabı, ben buna para verdim okumalıyım hissi yok. Zamanın daha değerli. Gidiyorum başka kitap alıyorum.
3. Kitaplar benim değil. İade etmem gerektiğini, üzerinde bir tarih olduğunu biliyorum. Daha seri okuyorum, daha çok okuyorum.

Öğrendim

Burayı okuyanlar benim teknik yazılarımdan çok sıkılıyorlar biliyorum. Onun için çabuk geçiyorum burayı. Android ve Bada benim için son 6 ayın favori ikilisi oldular, bu kadar söylüyorum ve atlıyorum.

Hastalandım

Evet yaz ortasında bir ara hastalandım. Bir ara da alerjilerim çok arttı. Özünde can sıkıcı olaylar. Sonuçta ufak tefek şeyler bir şekilde atlattım tabi ama tekrar tekrar söylemek isterim ki her şeyin başı sağlık.

İzledim

Pek çok film izledim son zamanlarda ve çoğunun adını bile hatırlamıyorum. Benim için yazın favorisi Toy Story 3 oldu. Oldukça eğlenceliydi.

Senfoni orkestrası eşliğinde havai fişek gösterisi izledim ki bambaşka bir şeydi. Olur da denk gelirse seneye de ordayım. Arkada Imperial March çalarken birden havai fişeklerin patlaması acaip bir duygu. Bir death star eksikti o da olmaz zaten umarım :)

video

Dünya kupasını izledim doğal olarak. Ama herkes izledi galiba çok yazmaya gerek yok.

Çalıştım

Önce normal çalıştım. Sonra başka başka şehirlere gittim. Başka başka ülkelerden insanlarla çalıştım. Eğlenceli bir şey aslında, hem keyifli bir şey yapıp hem de üste para almak. Garip ama gerçek budur belki :p

Değiştirdim

Blog'un görünüşü daha ferah daha geniş olduğunu düşündüğüm bir tema ile değiştirdim. Umarım eskinisi aratmaz ve okuması gerçekten kolay olur.

Başka da hiç bir şeyi değiştirmedim. Aynen kullanıyorum. Ne demişler eskisi olmayanın yenisi olmazmış :)

Hatırladım

Çoğu zaman unuttum aslında. Doğum günlerinizi unuttum, başka özel olayları unuttum, aramayı unuttum, email atmayı unuttum ama sizleri unutmadım. Her zaman hatırımdasanız. Hoşçakalın sevgiyle kalın. Olur da vaktiniz olursa bana bir mesaj atmayı da unutmayın.

Pazar, Mayıs 23, 2010

Teşekkürler - 27

Doğum günümü hatırlayan, hatırlamayan, bir senedir hayatımda olan, beni destekleyen, beni seven, iyi dileklerini ileten, arkadaşlığını esirgemeyen herkese çok teşekkür ederim.

5. geleneksel kendi kendime doğum günü mesajımda yine geleneği bozmayarak kendime iyi, mutlu, güzel, sağlıklı ve sevdiklerimle birlikte bir yıl dilerim.

Saygı ve sevgilerimle,
Ahmet

Pazartesi, Şubat 22, 2010

Yorumlar

Son bir hafta içinde pek çok kişiden mesaj aldım. Burayı güncellemenin de en büyük zevki bu, ne zamandır konuşmadığım insanlardan tekrar bir haber almak. Murat gönderdiği mesajın sonuna Macbeth'in açılışından küçük bir parça eklemiş, hoşuma gitti onu da burada yayınlıyorum.

Üçüncü kişi yine Murat'ın isteğiyle Onur. Neden bize üç cadılı kısmı seçmiş onu bilemiyorum, belki buna da başka bir yorumunda açıklık getirir.

Hoşçakalın.

When shall we three meet again
In thunder, lightning, or in rain?
When the hurlyburly's done,
When the battle's lost and won.


Maalesef düzgün bir Türkçe tercümesini Internet'de bulamadım. En olabilecek şu var onu da kim çevirmiş bilmiyorum:

(Üçümüz) Ne zaman buluşuruz bir daha
Gökgürültüsü, yıldırım veya yağmurda?
Bu velvele bittiğinde,
Savaş kaybedilip, kazanıldığında.

Pazar, Şubat 21, 2010

Bana Mesaj Gönderin


Sağ tarafa, en üste yeni küçük bir kutucuk ekledim. Bana mesaj gönderebilmeniz için. :)

Buraya kısa bir mesaj yazıp küçük ok tuşuna tıkladığınızda her nerede olursam olayım mesajınız bana ulaşacak. Yani hedef bu, olabilir de olmayabilir de. Blog'dan bana SMS gibi bir şey hem de kontör falan harcamadan.

Hala nedir bu, biz anlamadık diyenler için özenle hazırladığım kullanma kılavuzunu da buraya iliştiriyorum.

Hoşçakalın..

Ankara - 2

21 Şubat 2009'da yazıp sonra buraya koymayı unuttuğum yazının ikinci kısmı.

* 2 *

İçerisi o kadar da eğlenceli değil. Ne bir bilgisayar var doğru dürüst ne de bir wifi. Küçük de bir yer ama insanlar dağınık oturmuşlar yine de. Nasıl oyalayacağım kendimi belli değil. Dolanıyorum, rafların kitapların arasında. Oturacak uygun bir yer bulabilmek için. Tanıdık bir şeyler arıyorum belki de umutsuzca. Derken duvarda kocaman bir harita. Aslında bir Ege haritası bu. Ama okullarda görmeye alışık olduğumuz cinsten. Türkiye orada. Şairin dediği gibi aynen. Anadolu'dan Avrupa'ya bir kısrak başı gibi uzanmış. İşte burada, yine tam karşımda Ankara. Komik aslında bunu niye asmışlar ki buraya?

İlişiyorum bir köşeye, yine başlıyorum izlemeye. Gelene geçene bakıyorum. Kütüphane sessiz ama tam karşımdaki abiye yetmemiş bu. Bir de kulaklarına tıkaç tıkamış. Koca koca kırmızı şeyler. Zannedersin kapıda tabela var "İçerideki ses düzeyi kalıcı duyma bozukluklarına yol açabilir" diye...

Onun yanında bir adam, elinde bir kitap. Saçları uzun, kahverengi beyaz kırması. Elleriyle bir şeyler anlatıyor kendine sürekli. Ama nedir anlamıyorum. Sessiz okuma denen güzide tekniği tam anlayamamış vakti zamanında. İçinden bağıra bağıra okuyor kitabını. Kulağı tıkaçlı adama haksızlık mı ediyorum ne?

Soluma doğru karşımda iki çocuk. Güya ders çalışıyorlar. Yalan! Oğlanın elinde bir cep telefonu kızın fotoğrafını çekmeye çalışıyor. Kız da elindeki kağıtlarlar suratını kapatıyor. Belli ki eğleniyorlar. Ama ellerinde kalın kipatlar. Suratını kapattığı kağıtlarını yarısı highlighterla yeşil yeşil işaretlenmiş. Niye sarı kullanmazlar da başka renk kullanırlar orasını da anlamam. Ben sadece sarı kullanıyorum. Bir de ara ara kırmızı. Sarı, kırmızı sevdiğim renkler, yeşil ne ola ki. Belli ki sabahın bu vakti ders çalışmaya gelmişler. Yatıp uyusaydınız daha iyiydi vallahi. Yine V.'nin dediği gibi ders çalışacağımıza yatıp uyuyalım kafamız çalışır daha iyi.

Sabahın körü kavramının ne kadar da göreceli olduğunu fark ettim bir anda. Saatin kaç oldğunu söylesem mesela ne düşünürsünüz hakkımda. Saat on bir buçuk. O kadar da erken değil aslında. Ama benim için erken. Gece insanıyım ben galiba. Benim bünye akşam dörtten gece ikiye düzgün çalışıyor onun dışında da makine hep soğuk.

Yazacak ilginç bir şey kalmadı artık, hem kitap okumak istiyorum biraz. Çocuklar da gittiler zaten. Oğlan kızın kafasına kalem fırlattı. Bu da kızın çok hoşuna gitti. Güle güle gittiler. Belki de beni dinlediler gidip uyuyacaklar. Telepatik güçlerim gitgide güçleniyor herhalde. İyi bir şey olsa gerek. Ya da insanlar gitgide garipleşiyor. Kötü bir şey olsa gerek. Ben bu iyi mi kötü mü sorununu fal bakarak çözmeye karar verdim. Normalde yazı tura atardım ama şimdi vaktim bol en iyisi fal bakayım...