Perşembe, Şubat 18, 2010

ahmetaltay.net güncellendi

ahmetaltay.net'i 2004 yılında açtım ve en son 14 Mart 2006'da güncellemişim. Internet zamanı ile düşünürseniz çok uzun zaman aslında. En basitinden youtube bile yoktu 2004'de artık oradan hesap edin.

Son bir kaç gün içerisinde ahmetaltay.net'in görüntüsünde ciddi değişiklikler yaptım. Temel amacım bütün gerçek anlamda değişken içeriği buraya yani bloga taşımak sitenin geri kalanını da basit ve bana ulaşmak isteyenlerin kolayca kullanabileceği bir hale getirmekti. Uzun zamandır kendi içeriğimi kendi sitemde tutmak için direniyordum ama artık her şeyi blogger'a taşımaya karar verdim. Bunu da dikkatli düşünürseniz acaip bir karar aslında. Yazdığım her şeyi kendime ait bir yerde saklamak yerine Google'a teslim ediyorum. Gerçi büyük olasılık uzun vadede bu daha akılcı bir durum ama yine de saçma geliyor bana. Özünde Google'a da o kadar güvenmiyorum. Yarın servisi kapatmaya kalksalar kapılarına dayanacak halim yok sonuçta.

Gidin bir bakın (ahmetaltay.net) bakalım. Hatta iyi gününüzdeyseniz benimle düşüncelerinizi bile paylaşabilirsiniz.

Sitenin bütün eski içeriği arşiv menüsü altında erişilebilir durumda. Ama ben yine de zamanında site dahilinde yazdığım yazıları parça parça buraya taşımayı planlıyorum. En azından blog kendi için bir bütün olacak benim gözümde.

Son olarak, ne kadar büyük değişiklik olduğunu göstermek için biraz da öncesi-sonrası resimleri hazırladım. Yüksek beğenilerize sunarım.


Giriş sayfası öncesi

Giriş sayfası sonrası


Hakkında sayfası öncesi

Hakkında sayfası sonrası

Çarşamba, Şubat 17, 2010

Ankara - 1

21 Şubat 2009'da yazıp sonra buraya koymayı unuttuğum yazının ilk kısmı. Nedense 20 dk aralıkla iki kısım halinde yazmışım. Orjinalini bozmadan öyle iki parça halinde yayınlıyorum ben de. Bir yıl sonra okuyunca, ne anlatmaya çalışmışım ben de pek anlayamadım öyle. Ama bir senede ne kadar çok şey olmuş onu hatırlattı bana.

* 1 *

Kütüphanenin önünde bekliyorum, hafta sonu uzak bir yerde. Açılmasına on on beş dakika bir şey var, dışarıda bir kalabalık. En son böyle yine hafta sonu, sabahın bir körü bir şeyin açılmasını beklediğimden bu yana seneler geçmiş. Bir internet kafenin önündeydik, sınıfça. Oyun oynamak için gitmiştik, o zaman bile aptalca gelmişti. O halde şimdi niye bekliyorum, bu da aptalca değil mi?

Yakında küçük bir göl var, onun etrafında yürüyüşe çıkabilirim. Ya da ne bileyim gidip bir yerde bir şeyler içebilirim. Ama yapmıyorum. İnsanlara bakmak daha eğlenceli çünkü. Hepsi türlü türlü. Sanki ben bakayım diye toplanmışlar buraya. Akvaryuma bakar gibi hissediyorum bir an kendimi ve utanıyorum yaptığımdan. Çünkü onlar balık değil insan. Ben de halka değil filim zaten. Aklıma Panora geliyor birden. Deniz akvaryumu ve V.'nin tabiriyle Nemo'suyla. Hatıralar ve Ankara ilginç şeyler. Her şey başka bir şeyi çağrıştırıyor. O başka bir şey ise hemen hemen her zaman Ankara. Kendisi olmasa bile onunla ilintili bir şey, orada olmuş, orada devam eden bir şey. Ara ara anlam kayıyor benim için. Yalnızlık hatıralar oluyor, hatıralar ise Ankara.

Balıklarıma geri dönüyorum. En az altmış yılı kapsayan bir yaş aralığı var burada. Solumda köstekli saatli amca. Kasketi, gömleği ve kahverengi Sümerbank kumaşı pantolonuyla yanımda. Haki ceketini unutuyordum az daha. Zaman tüneli gibi bir şey bu. Onun da ötesinde hatta. Zaman ve mekan tüneli, paralel evrenlerin buluşması bir de akı kapasitörü. Merdivenlerde iki genç oturuyor. Kız çok gürültücü. Nokta yerine shit kullanıyor. Telgraflardaki stop gibi bir şey olsa gerek onun için. Çok da ilgi çekici değiller benim için. Akvaryumlardaki renksiz balıklara benzetiyorum onları. Belli ki benim için gelmemişler. Varlıkları bir anda anlamlarını yitiriyor.

Tam karşımda orta yaşlı bir balık bu sefer. Takım elbiseyle gelmiş elinde bir takım evraklar. Ceketinın dirseklerinde yama var. Söküklerini bu mesafeden görebiliyorum. Saç baş dağınık ama gözler ışıl ışıl. Kendiyle gurur duyan bir hali var, acaba neden?

Kapı açılıyor bu arada. Bir anda bir haralagürele. Balıklar insan oluyorlar tekrar. Bir itiş kakış. Bende iterim ne var. Ben alışığım bu tarz işlere. Bizde de Metro var Ankararay var. Bek yine geldin aklıma. Ne güzel şehirdin sen Ankara..

Salı, Şubat 16, 2010

Yeni Hayat

Yanlış anlaşılmasın, benim için değil bu sayfalar için yeni bir hayat.

Teknik sorunlardan dolayı blogumu taşımak zorunda kaldım. Merak edenler için blogger'ın ilgili duyurusu. Özünde bu olay büyük bir şirketin uzun zaman önce başlattığı bir servisi tedavülden kaldırıp kullanıcılarını mağdur etmesi durumu. Daha önce Geocities'in aynı şeyi bana iki kere yapmışlığı var. Oradan biraz aşinalığım var aslında.

Her musibetde bir hayır vardır diyerek ben de blogu yeni yerine taşıdım. Mümkün olduğunca eski halini korumaya özen göstererek yaptım bu işi. Eğer her şeyi doğru yapabildiysem sizin hiçbir değişiklik yapmanıza yada yeni bir adresi öğrenmenize gerek yok.

Kısaca değişiklikler:
  • Blog'un yeni adresi blog.ahmetaltay.net ama eski adresi www.ahmetaltay.net/blog hala geçerli.
  • Uzun zaman önce aldığım fakat kullanmadığım bir domaini de artık kullanıyorum: www.ahmetaltay.info. Bu adres ile .net adresi birebir aynı içeriğe sahip.
  • Sayfalar artık blogger tarafından sunuluyor. Bu ne demek? A. Google sizin zaten takip ediyordu artık daha fazla takip edebilecek. B. Olur da blogger'a Türkiye'den erişim engellenirse maalesef bu blog da engellenmiş olacak. C. Yukarıdakilerin hepsi.
  • Teknik yeteneksizliğimden dolayı blog'a önceden bir şekilde post etmiş olduğum resimler yeni blog'a taşınmadılar. Şimdiye kadar çok fazla resim koyduğumu hatırlamıyorum. Ama yine de böyle eksik bir resim görürseniz ve illa erişmek isterseniz eski blogun son haline arşiv adresinden www.ahmetaltay.net/archive/blog ulaşabilirsiniz.
  • Genel olarak blog, lüzumsuz olduğunu düşündüğüm eklentilerden temizlendi. Böylece daha ilginç şeylere de yer açılmış oldu. Özellikle sağ taraftaki son yorumlar ve özetleri kısmı hoş bir eklenti oldu.
Bu işleri yaparken bilgisayarımda bir sene kadar önce yazmış olduğum iki parça halinde bir yazı buldum. Unutmuşum onu post etmeyi, onu da en kısa zamanda buraya koyacağım. Yeni bloga geçişin şerefine.

Yeni blogda fark etmediğim aksaklıklar olabilir. Olur da böyle bir şey dikkatinizi çekerse bana haber verebilirseniz sevinirim.

Son olarak, senelerdir kendisinden bedava hizmet aldığım ve her türlü teknik sorunumda bana dünyanın öte başından yardım eden Onur'a buradan teşekkür etmek istiyorum.

Sağlıcakla kalın..

Cuma, Mayıs 22, 2009

- 26 -

Yeni yaşımı yanımda, yakınımda, gıyabımda, bizzat gelerek, telefon ederek, email atarak, telepati yoluyla kutlayan olmadı hatırlayan, unutsa bile her daim arkadaşım, dostum, akrabam olan insanlara, sevdiklerime çok teşekkürler ederim. Hepinizi çok seviyorum ve kucaklıyorum.

Baharın en güzel ayında, yeni bir yıla yeni umutlarla başlıyorum. Umarım bu yıl içinde hepinizle daha sık görüşme fırsatı bulur, daha az kavga eder, daha çok şeyi paylaşırız. Son olarak, normal bir megaloman olarak kendime mutlu ve sağlıklı bir yıl hatta nice yıllar diyorum.

Her nerede olursanız olun hepiniz kalbimdesin.

Sevgilerimle,
Ahmet

Pazartesi, Ağustos 11, 2008

Bir Delinin Alışveriş Güncesi

Bu aralar meşgulum hatta çok meşgulum o kadar meşgulum ki Pazar sabahı 8:25'de kalkıyorum. Ne yapıyorum, alışveriş yapıyorum. Kime kime? Sana bana. Pazar sabahı erken kalkmam kıyamat alameti sayılmazsa bile alışveriş yapmam sayılabilir.

Ben bir aksilik olmazsa alışveriş falan yapmam. Tehdit ve zorlama altında değilsem tabii ama onlar da bir çeşit aksilik olarak düşünülebilir. Hem yoruluyorum hem de kararsız bir insanım zorlanıyorum. Sık sık alışveriş yapmadığımdan yada hiç hiç alışveriş yaptığımdan dolayı bende bir fiyat nosyonu da oluşmamış oluyor. İnsanlar alışveriş yaparkan ürünlerin fiyatlarını kıyaslarlar. Normal bir insan A marka gömlek ile B marka gömleği fiyatını karşılaştırır. Bu benim için mümkün değil. Çünkü A marka gömleğin fiyat etiketi büyük olasılık son bir sene içinde gördüğüm ilk etiket. Bu şartlar altında ben gömleği bildiğim şeylerle kıyaslıyorum. Örneğin fiyatını çat diye düşünmeden bildiğim şeyler arasında bilimum elektronik eşya, balon ve nazar boncuğu var. Bu listeyi daha pek çok lüzümsuz şey ile genişletebilirim. Sonuç olarak ben karar verme aşamasında bir kilo gömlek mi daha ağır yoksa bir kilo balon mu gibi sorular soruyorum kendi kendime bu da satıcıların garibine gidiyor.

Ben denemeyi de sevmem. Bildiğim şeyleri severim ben. Örneğin öğlen yemeğinde yeni bir şey denemek istemem. Yemek yemek sevdiğim bir şey ve sadece bir hakkım varsa niye yeni bir şey deneyeyim ki? Bu soruya bir cevabım olmadığından bildiğim şeyleri yer mutlu olurum. Bana birisi bir hediye falan aldığında da uzun bir süre kullanmam onu, öyle beklerim. Yeni şeyleri açmayı sevmem. Parçayı yemem, bütünü bölmem. Doğal olarak henüz benim olmayan bir şeyi almadan önce denemem. Denemediğim için üzerime olup olmayacağını bilemem. Üzerime olup olmayacağını bilmedğim bir şeyi de almam. Bana tamamen mantıklı gelen bu zinciri de anlayabilen bir satış elemanı olduğunu zannetmiyorum.

Alışveriş ile ilgili bir başka problem ise yorucu olması. Yürüyüp duruyorsun... Aç, susuz öyle dolan dur. O kadar sıkıcı ve yorucu bir işki insan yoruluyor, çok yoruluyor. Mesela ben o kadar yoruldum ki akşam üzeri geldim 4 saat uyudum. Buna normal insanlar sızıp kalmak diyorlar. Kendimi azıcık biliyorsam çok yorulmuş olmam lazım. Yoksa ben akşamları uyumayı da sevmem. Onun yerine bilgisayar ekranına bakarım böyle boş boş bakarım bir de arada bir böyle yazılar yazarım.

Hoşçakalın..

PS: Tehlikenin farkında olmayanlar için :) NYT’ten Türkiye'ye kredi kartı uyarısı (Hürriyet)