Çarşamba, Aralık 26, 2007

Return of the Karpuz

Yazılarıma uzun bir aradan sonra kaldığım yerden devam ediyorum. Evime de kısa bir bayram tatili arasından sonra geri geldim. Neden ara verdiğimden çok devam etmem önemli bence. O halde hemen başlayalım...

Eve döndüğümde beni tek bekleyenin yalnızlığım olduğunu sanmıştım. Yanılmışım. Listeye açlığında eklenmesi gerekiyordu. Çünkü tatil günüydü ve dışarıda açık bir tek dükkan bile yoktu. Evde ekmek yoktu, üstelik hava da soğuktu.

Tek Tek

Sorunların tek tek çözülmesi gerekiyordu. Sobayı yakarak başladım. Yani soba olsa yakardım tabi yada üşenirdim emin değilim. Klimayı çalıştırdım ben. Soba olsa üstünde kestane de pişirebilirdim. Aslında tavada da pişirebilirim. Kestanenin kendisi olmayınca bunlar o kadar da mühim sorunlar değil aslında. Gerçi bugün olanlardan sonra emin değilim bir şeyin varlığı mı daha kötü yoksa yokluğu mu? Aman yine de ben kestane alayım, canım çekti resmen. Yaparım sobada çıtır çıtır...

Karnımı doyurmak da zor olmadı yani. Ev o kadar da boş değildi. Sucuk, lavaş, zeytin ve kaşar peyniri vardı ki adam olana yeter de artar bile. Ayrıca yeni bir yemek geliştirdim, tarifini not düşmek açısından yazmak istiyorum:
  1. Sucukları dilim dilim yap tavada kızart.
  2. Bir kaç kalın dilim kaşar doğra, tavadaki yağa batırılmış lavaşın arasına 1-2 dilim koy.
  3. Bunu mikrodalgada 10 saniye çevir.
  4. Bunun arasına tavadaki sucuklardan bir miktar at, geri kapat.
  5. 20 saniye daha çevir. Kaşar erimediyse biraz daha çevir.
Budur yani. Tavsiye ederim, oldukça güzel oluyor. Burada karışık tosttan esinlendiğimi itiraf etmeliyim. Ama ondan bile iyi oluyor gerçekten. Bir de tahin-pekmez ile birlikte servis ederseniz tadından yenmez.

Karnımı doyurmanın verdiği enerjiyle çamaşıra da giriştim. Ne var ne yok yıkıyorum yani, her şey yolunda keyifler tıkırında.

Tek sorun mutfağın tabanına biraz bir şey dökülmüş siliyorum onu. 10 dk. sonra aynı şey yine orada yine siliyorum ama bu sefer biraz işkilleniyorum da yani. 10 dk. sonra aynı şey yine orada... Böyle sarımsı kötü kokan bir sıvı, acaba nedir nedir nedir? Sıvının geldiğinden şüphelendiğim dolabın kapağını açıyorum.

İlk tepki: hasss, hasss, hasss, hasss****r!

Welcome to my destiny


Yine ben, yine bir mutfak faciası... Dolabın dibinde 2 parmak kalınlığında sıvı, dolapta da yok yok... Sprite'lar mı patladı limonatalar mı? Ne oldu acaba? Ayrıca dolap dolap değil parti malzemeleri mahzeni. Şişe, şişe, şişe, şişe karpuz! Evet karpuz. Yani karpuzmuş. Ben onu dolaptan çıkarırken fark ettim, çok yaşlanmış çökmüş epey. Yarısından çoğu yok. Buhar olup uçmamış, sıvı olup ortalığı batırmış. Kendisiyle çok anılarımız vardı aslında. Bu eve taşındığımızdan beri orada kendisi. Ben onu Haziran ayında falan almıştım galiba, emin değilim. Evimizin adeta bir ferdiydi o, çok üzgünüm ama sinirliyim de! Bu evin hali ne olacak?!

Şans eseri çok alakasız bir yerde bir rulo kağıt havlu bulmam dışında güzel bir olay yok. O da olmasa yandık, her yer kapalı. Bir yandan da çamaşırlar kurutma makinesinde, aklım da onlarda. Neyse yaklaşık bir saat süren zorlu bir çalışmayla temizledim. Limitsiz sıvı, limitli kağıt havlu olmasına rağmen. Üstüm başım battı bir yandan. Hayır işin acı yanı tam çamaşır yıkarken olmaz ki ya. Daha yeni boşalttım kirli sepetini hop yeni malzemeler geldi. Bir sonraki çamaşır kim bilir ne zaman yıkanır, en azından 1 ayı var.

Bu temizleme süresince aklıma gelen gelmeyen herkese sağlam küfür ettim. Bazıları daha çok nasiplerini aldılar ama hiç pişman değilim. Hala kokusu geçmedi. Bir ton çamaşır suyu döktüm, sildim, dolabın kapısını açık bıraktım yok bana mısın demiyor. Yarına koku azalır diye umuyorum.

Bölüm IX : Süvariler ve Buzdolabı

Masal gibi oldu ama gerçek biraz. Süper kahramanım K. yetişti. Daha önce kendisi mutfağı adam etmeme yardım etmişti. Karpuz vakasının üstüne buzdolabını temizlemek için ısrar ediyor. Savul gaddar buzdolabı artık son anların bunlar. Yalnız da değilim ayrıca ulan, destek hemen yetişti! Soğuk da yok artık! Karşımda son kalan bela pislik!

Buzdolabında olduğunu bildiğim fakat uzun zamandır kendilerini göremediğim şeyler arasında, yaklaşık Haziran'da aldığım bir ananas, Temmuz civarı almış olduğum bir miktar limon da var. Uzatmaya gerek yok, buzdolabını temizlemek yaklaşık bir saat ve 3 adet büyük boy çöp torbası aldı. Son kullanma tarihi geçmiş bir sürü ıvır zıvır, onlarca boş yada boşa yakın torba vs. vs. O kadar çok şey çıktı ki, abartısız çöp poşetini taşımakta zorluk çektim. Zaten uzun zamandır aklımı kurcalıyordu, nasıl olur da koca koca ailelere yeten bir buzdolabı sadece ve sadece iki kişiye yetmez diye. Cevabı hep birlikte bulmuş olduk. Olur da sorarlarsa bir bilgi yarışmasında falan verecek cevabım var.

Günün sonunda evin temiz olduğunu söyleyebilirim. Gerçi sinir bozucu ve yorucu bir gündü orası ayrı. Bunu böyle korumak lazım yoksa felaket oluyor yani. Bu lafı söylediğimi annem duysa çok şaşırırdı herhalde. Ama bugün aklıma o da çok geldi. Ben bu yaptıklarımın yarısını evde yapsam bana ne yapardı acaba? Sonum hayırlı olmazdı eminim. Karpuzla birlikte çöpe bile atılabilirdim.

Neyse bu seferlik, artık olmuş bir kere deyip; dersimizi alıp yolumuza devam ediyoruz. Ama bir daha böyle olursa başta kendim tüm sorumluları tek tek yakalar cezalandırırım. Bugün çok güzel bir ceza yöntemi geliştirdim de onu kullanırım. Çürümüş karpuz suyu koklatmak. Böyle bir koku olamaz, olmamalı! Tek problem üretmesi aylar alıyor...

Sevgilerim ve temiz günler temiz evler dileklerimle!

PS:
  1. K. kardeşime tekrar tekrar teşekkürler. Bu kadar yardımı kimse yapmazdı.
  2. E. bu olaylar olurken burada olmaman tamamen senin şansın, ama şansın dönmek üzere! Çekirge bir zıplar, iki zıplar... :p
  3. Bayramınız kutlu olsun. Beni evinde misafir eden diğer E. 'ye teşekkürlerimi iletiyorum. Sayesinde dinler arası hoşgörü yolunda bir adım daha attım :) Tüm dinlerin tüm bayramları kutlu olsun.
  4. Yazı hayatıma(!) dönmemin en önemli sebebi M. ye verdiğim söz. Kendisine içinde bulunduğu dönemde kolaylıklar diliyorum. Ben buradan, olabildiğince ve her zaman destekçisiyim. May the force be with you...
  5. Bu kadar uzun bir aradan sonra bile bu sayfaya göz atan ve ve bu yazıyı buraya kadar okuyan herkese de tek tek saygılarımı sunarım.

Çarşamba, Ağustos 29, 2007

Uçuyorum LA e :)

Bir buçuk iki kadar ay önce aldım bu mesajı arkadaşım V. 'den. (Yazdığı mesajı izin almadan aynen yayınladık bari ismini yayınlamayalım.) Daha başlamadan özür diliyorum bu yazıyı izinsiz yazdığım için. Hoş biz de Ahmet Hakan ile Mansur Forutan ikilisi olmadığımızdan, arkadaşımın evinde dün sabah kimleri gördüm tarzı olaylı beyanatlar pek olmayacaktır bu yazıda.

Kendisi en yakın arkadaşımdı. Yani coğrafi olarak. Şimdi o da diğer pek çok arkadaşlarımın gibi uzaklarda oldu benim için. Ama bir başkası daha da yakına geldi, o da hayatın bana karşı bir nezaketi olsa gerek.

Güle git demek istiyorum kendisine. Yeni hayatında çok mutlu ol da demek isterdim... Ama diyemiyorum, çünkü adam zaten eski hayatına gitti. Hem orada ne kadar mutlu olduğunu ben biliyorum, kendisi biliyor. Diğer bilmesi gerekenler de biliyorlardır eminim.

Burada kaldığı bir sene içerisinde olur olmaz her şart altında görüştük. Kendisinden ileri sürüş teknikleri aldım. Kabul etmeyelim ikimiz de çok korktuk ama ben kendi adıma epey de eğlendim. Kendisiyle ortak olarak inandığımız bir şey var o da kader ortaklığı yaptığımız. Bugüne kadar pek çok defa kanıtlandı bu. Ya bir şeyi beraber yaptık yada dünya bize zorla beraber yaptırdı. Ben böyle hissediyorum, ondandır pek ayrı gayrı da olmadı aramızda. (İkimiz de yolun ortasına devrilmiş ağaca saat yüz küsür kilometre ile yaklaşırken, çıkar çatışmasına vakit bulmak epey zor oluyor.) Kısacası biz güzel anlaştık güzel de anlaşıyoruz, ne diyeyim nazar değmesin.

En son onu bir fotoğrafta gördüm. LA'de çektirmiş. (Kilo ver!) Son kez de geçenlerde bir emailleştik, dertleştik. Uzak da olsak bazen bir metre yakınımızda olanlardan daha yakınız. Böyle düşündüm, emaili görünce.

Her neyse, zafer bayramına da bir kaç gün kaldı şurada. Kendisinin zafer bayramını ama özel olarak onunkini defalarca kutluyorum. Nica yıldönümlerini sağlıcakla, beraber kutlamak dileğiyle, güle güle V. yolun açık olsun...

Salı, Ağustos 28, 2007

Bulaşık Makinesi Üzerine

Bulaşık makinesi üzerine güzelleme yazacak halim yok, ama fırsatım olsa onu da yapmak isterim. Bu, bir çeşit tecrübe aktarımı denemesi. Ne tecrübesi, altı üstü bulaşık makinesi demeyin. Öyle olsa ben bunları yazacak noktaya gelmezdim.

"Yeni evimde bulaşık makinesi var." sanırım başlı başına saçma bir cümle. Sadece saçma olduğu için bile güzel. Giriş kısmı önemli değil aslında. Bulaşıklarla mücadelede etkin olan bu silaha sahip olmam henüz çok yeni. Heyecanım bu sebepten...

Öncelikle güzel bir alet. İki haftalık kurumuş bulaşığı bile yumuşatabiliyor. Sonra bir de el de yıkayınca pek güzel oluyor. Ama buraya kadarkiler benim önceden bildiğim şeylerdi zaten şimdi yeni neler öğrendim onu anlatayım.

Tencereler ters ters...

Neden tencereleri ters koyarlar bulaşık makinesine hiç düşündünüz mü bu konuda? Ben de daha önce düşünmemiştim. Zaman geçirmek için daha eğlenceli şeyler biliyorum da ondan... (Privateer II: Darkening !!) Tabi siz normal bir insan evladı olarak düşünmemiş bile olsanız en azından diğer insanların yaptığı gibi yapmış olmalısınız. Yani her şey ters ters... Tencereler, tavalar hepsi biraz hüzünlü hepsi biraz buruk. Ben öyle yapmadım. Çünkü bunun önemli bir şey olabileceği aklıma gelmedi.

Görüldüğü üzere pratik zekada pek nadir bende. Tepede bir pervane, pervanede delikler var, aletede hortum bağlı. Lassie bize bir şey anlatmaya çalışıyor ama du bakali n'olacak. Her neyse, bağlayalım sözü... Bu alet çalıştı etti bir güzel de durdu. Yıkama programını sonlandırmış bile olabilir. Açtım böyle kapağını, yüzüme doğru böyle sıcak bir buhar çarptı. Bende bir mutluluk hissi. Her şey tertemiz. İşte yine, yeniden!

Tasarruf mu acaba?

Ama o da nesi? Bütün tencereler, olmuş sana kova. Ağzına kadar deterjanlı su dolu hepsinin. O an ben de şimşek çaktı. Demek bundan ters koyuyoruz biz bunları. (Tabaklar ise yan yan.) Tamam da o zaman şimdi bizim bardakların içi su dolmasın diye sadece dışlarını mı yıkıyoruz? Ben orayı tam anlamadım. Bardakların yıkanmasına alışık olmadığım için üzülmedim pek.

Şimdi bu su belki bir tasarruf tedbirinin sonucudur diye geçirdim aklımdan. Gelecek yıkamada tencereyi aynen öyle koy, bu biriktirilmiş su da işe yarasın. Pek mantıklı gelmedi. Bu fikirden hemen vazgeçtim.

Şimdi arif olana bu hikayede bir tecrübe mevcut. Kullanmanızı, başkalarının hatalarından ders almanızı tavsiye ederim. :p

Cuma, Ağustos 24, 2007

Ne Dinliyorum? Nelly Furtado

Merhabalar... Farkındayım bu ne dinliyorum zımbırtısının cılkı çıktı hafiften. (Ama dinliyorum, hem de burası benim blogum!) En azından bir müddet için bu son olsa iyi olur. Sonuçta bütün youtube'u buraya eklemenin de kimseye bir faydası yok.

Bu sefer formatı biraz değiştiriyorum. Çeşit olsun maksadıyla değil. Aklımda bir kaç şarkı vardı, radyo da sürekli dinlediğim. Hangisini eklesem diye bakarken bir de ne göreyim... Aaa hepsini aynı kız söylüyor. Ne kadar yürekten dinlediğimi de buradan anlayabilirsiniz, 3 ayrı parçada aynı sesi 3 farklı insan sanmak... Takdir edersiniz kolay değil.

Kendi Top 3'üm olacak şekilde veriyorum.

3 Numara - Give it to me
Bunda sadece "featuring" gerçi.

2 Numara - Promiscuous

1 Numara - Say it Right


Bir de bonus track ekliyorum; listeme giremese de güzel. Çok eskilerden... Sürpriz olsun diye bu link, embedded değil. :)

Siz ne dinliyoursunuz sahi? Olur da yorum yazacağınız tutarsa ekleyiverin youtube linkini bir zahmet...

Hoşçakalın.

PS: Youtube bu videoları telif hakkı ihlali olarak değerlendirip nasıl kaldırmıyor? Hayretlerimi sunmak istiyorum...

Perşembe, Ağustos 23, 2007

Ne Dinliyorum? KT Tunstall - Suddenly I See

Sevgili kardeşim M. 'den de aldığım gazla, ve de ADSL'in hızının 4 katına çıkması şerefine(!)...



PS: KT'nin sahne performansı süper... Bir şarkısını da mutlaka öyle dinleyin!