Pazartesi, Mayıs 13, 2013

2003 - 2013

Otuza günler kala son on yılımın bir albümünü hazırladım. 2003 - 2005 arası eksik. O döneme ait bir kaç fotoğraf eski bilgisayarımda mevcut. Onları da uygun bir vakitte alıp buraya eklemeyi planlıyorum.

Bu albümü hazırlarken çok eğlendim. Seçtiğim her bir fotoğraf için onlaraca fotoğrafa baktım. Hem nostaljik hem güzel oldu. Sevdiğim herkes ile bir resmimizi eklemek isterdim ama bu mümkün olmadı. Çoğu insanla tek bir kare bile bir fotoğrafımız yok. Varsa bile bende yok.

Lafı çok uzatmadan albümü buraya ekliyorum, iyi seyirler ve iyi eğlenceler. Hepiniz iyi ki varsınız.

Fotoğrafları için tıklayın

Salı, Şubat 26, 2013

Otuz'a çeyrek kala


Yaklaşık üç ay sonra otuzuma basıyorum. Bir şey değişmeyecek biliyorum. Hayat sürekli; gün döndü diye dünya değişmez. Yine de merak ediyorum tabi.

Geriye dönüp son on yıla bakmak için de iyi bir zaman. Nerede başladım, şimdi neredeyim? Önemli sorular bunlar. Arada ne olup bittiği çok da fark etmez aslında. Olduğum yerden memnunum. Daha iyi olabilirdi ve hala daha iyi olabilir. Böyle düşünmem iyi bir şey olsa gerek. Hayattaki hedefim işte o daha iyi yerlere gelebilmek olmalı.

On yıl uzun zaman. Geriye dönüp şu oldu bu bitti diye düşünmeye kalksam bir ton vakit geçer. Kısa özeti iyi şeyler oldu, kötü şeyler de. Daha önemlisi on yıl uzun zaman.

Bir kaç tane ders çıkarttım ama kendime. Birincisi hayat benim hayatım. İstediğim gibi şekillendirmek elimde. Kendimi memnun etmekten başka bir amacım olmasına da gerek yok. Dediğim gibi hayat benim. Giden vakit de benim, cefası da sefası da. Bunu geçen on sene de öğrendim mesela. Daha önce başkalarını da memnun etmek gerektiğini zannediyordum. O kadar da mühim değilmiş.

Öğrendiğim başka bir şey de insanlar gelip gidiyorlar. Bazıları gelip gitmiyorlar. İşte o kalıcı olanlar en çok sevdiklerim. Gelip gidenleri de seviyorum aslında. Hepsinden bir iki bir şeyler öğrenmişimdir. O kadarmış demek ki birlikte geçireceğimiz zaman. Bazılar da tümden gidiyor. Bu da yeni bana. On yıl önce hiç olmamıştı. Birlikte olamamanın geri dönüşü yokmuş.

Dünya küçük onu da yeni öğrendim. Senelerce aynı şehirde yaşadığımdan yeni öğrenmiş olmam doğal. Her yer göründüğünden daha yakın, her şey daha erişilebilir. En uzak bile uzak değil. Mesafelerin de engellerin de en büyükleri hep kafamın içinde. Onları aşınca her şey daha kolay. Bunun üzerinde hala çalışıyorum. Kırklı yaşlara inşallah.

Son olarak da her şeyin değiştiği gerçeği var. İnsanlar mesela en çok onlar değişiyorlar. Kimisi daha makul daha anlayışlı oluyor, kimisi daha zor daha çekilmez oluyor. Her ne olurlarsa olsunlar onlara da saygı duyuyorum. Sonuçta hepimizin bu dünyada var olmaya eşit miktarda hakkı var.

Daha çok da yazarım ama vakit geç, uykum geldi. Başka bir zamana tamamlarım artık. Daha uzun yıllarım var nasıl olsa.

Sevgilerimle.

Çarşamba, Mayıs 23, 2012

29


Bir yaşıma daha girdim. Yirmilerin sonundayım artık. Değişen bir şey yok. Varsa bile fark edemiyorum. Hayat hızlı akıyor. Durup düşünecek, detaylara bakacak vakit pek olmuyor. Hep bir sonraki şeyi kurmaktan anı yaşamaya da fırsat kalmıyor.

Bunu bir zayıflık olarak görmüyorum aslında. Düzeltilebilir bir şey olduğuna inanıyorum. Belki biraz daha sakin, daha sindire sindire yaşarsam her şey biraz daha yavaşlar.

Bu sene ne yapmak istediğimi tam olarak bilmiyorum. Önceki senelerde de bu böyleydi aslında. Belki de biraz netlik kendim için dileyebileceğim en güzel dilek olur.

Günün sonunda hatırlanmak, sevildiğini bilmek gerçekten güzel bir duygu. Hatırlayan herkese sonsuz teşekkürler. Hepinizi çok seviyorum.

Sevgilerimle! Görüşmek üzere!

Cumartesi, Nisan 14, 2012

Cuma, Nisan 13, 2012

Facebook'dan sonra hayat


Facebook timeline'a geçmiş haberim bile olmadı. Beş ay önce facebook hesabımı dondurdum. İstediğim zaman kaldığım yerden devam edebilirmişim. Eğer istersem tabi. Hiç de istemem. Aylardır facebook ile ilgili yaptığım tek şey bu yazı. Bir kaç ufak tefek sebep bir de fazla zaman kaybetmemek için kapattım. Eskiden beri vardır böyle bir huyum, durur durur radikal bir şey yaparım. İyi oldu ama, en önemlisi de zaman açısından iyi oldu.

Kaç tane arkadaşım vardı hatırlamıyorum. Çok değildi aslında ama sonsuz miktarda okunacak şey vardı onu biliyorum. Gerçi zaman kaybetmek için başka mecralar buldum kendime. Yine lüzümsuz şeyler okuyorum, komik videolar izliyorum falan. Ama en azından, istediğim zaman istediğim şeylere harcıyorum vaktimi.

Facebook benim için fark etmeden kocaman bir doğum günü listesine dönmüş aslında. Unutmuşum insanların doğum günlerini. Hatta kim önemlidir kim değildir onu bile unutmuşum. Halbuki ne gereksiz. Şimdi olur da hatırlarsam email atıyorum. Hatırlayamazsan yine email atıyorum, hal hatır soruyorum. Doğum günlerini tutturamazsam da olur. Merak ediyorsanız benimkisi önümüzdeki ay :)

Bir de organizasyonlar için çok gerekli. İnsanlarla buluşmak için bence daha iyi bir alternatif yok şu an. Kırk yılın başı bir yerde birileriyle buluşacaksam da telefon kullanıyorum. Biraz eski usul ama iş görüyor şimdilik.

Lüzümsuz bir yerde okudum. Internet acaip bir yer. Herkes hayatının parlak yönlerini bizimle paylaşmak istiyor. Sonra bakıyoruz herkesin hayatı çok parlak bizimkisi sadece normal. İnsanlar bunun yüzünden depresyona giriyorlarmış. Şaşırdım bunu okuyunca.

Dönerim belki bir gün yine facebook'a. Dönmeyedebilirim. Benimle iletişime geçmek isterseniz email atabilirsiniz, en kolay öyle oluyor genelde.

Bu da ilginizi çekerse diye 7 yıl önce yine facebook ile ilgili yazdığım başka bir yazı.

Perşembe, Şubat 02, 2012

Ocak sonu

Bugün 1 Şubat. 2012'in ikinci ayı. Yeni yıl gelince insan bir şeyler değişecekmiş gibi hissediyor. Ama hiç de öyle olmuyor. Her şey değişiyor gerçi de, yavaş yavaş değişiyor. Birden bire hiç bir şey olmuyor.

2012'de ne olsun istiyorum?

Yeni bir şeyler öğrenmek ve yeni yerler görmek. Sadece bu kadar. Ne bir eksik ne bir fazla. Yeni bir dil öğrenmek istiyorum mesela. Bu Ruby ya da İspanyolca olabilir. Yeni bir yerleri de görmek istiyorum. Herhangi bir yer olabilir. Çok da ilginç bir yer olmasına gerek yok aslında.

Pazar, Mayıs 22, 2011

Sevgilerimle - 28

Doğum günümü hatırlayan, hatırlamayan, bir senedir hayatımda olan, senelerdir hep yanımda olan, beni destekleyen, beni seven, iyi dileklerini ileten, arkadaşlığını esirgemeyen, merak eden, vaktini ayıran herkese sonsuz teşekkürler ederim.

Salı, Ocak 18, 2011

Sanatsal Çalışmalarım

Herkese mutlu yıllar.

Yeni yıla kara kalem çalışmalarımı paylaşarak giriyorum. Beni tanıyan herkesin bunların benim için ne kadar büyük bir aşama olduğunu anlayacağını umut ediyorum. :p

Sevgilerimle..

Cumartesi, Aralık 11, 2010

Horozumu kaçırdılar, suyuna da pilav pişirdiler

Bu sefer biraz acıklı bir yazı yazmak zorundayım. Çünkü beş küsür senedir kullandığım yeşil kupam kırıldı. Bir gece karanlıkta, mutfakta üzerine başka bir kupa düşmesi sonucu çatladı. Son bir iyilik yaptı paramparça olmadı, sadece çatladı.

Cumartesi, Ekim 30, 2010

Çilek Reçeli

Annemin tarifi ve biraz da yaratıcılıkla geçen ay dört buçuk kavanoz kadar çilek reçeli ürettim. Sıcağı sıcağına yazmadım, çünkü önce tam anlamıyla kalite kontrolünden geçirmek istedim. Bence tadı iyi. Benden başka deneyenler de beğendiklerini söylediler. Ama kibarlıklarından da söylemiş olabilirler emin değilim.

Salı, Ekim 12, 2010

Üçüncü Çeyrek Raporu

Zaman gerçekten hızlı geçiyor. Bir üç ay daha geçti işte. Ve ben Onur'un da ittirmesiyle yeni bir yazıya daha başlıyorum. Onur'un iletişim yöntemi genel olarak spam üzerine kurulu. Aynı mesajı olabildiğince çok göndermek suretiyle yapıyor bunu ama işe yarıyor yine de. Böyle bile olsa beni sıksık hatırladığı için ona teşekkür ederek başlayayım yazıma.

Haydi bakalım, son üç ayda neler yaptım? İşte o başlıklar:

Ankara'daydım

Bunu zaten daha önce burada duyurmuştum. Çok uzun zamandır ve az uzun zamandır görüşemediğim bir kaç kişiyi gördüm ve çok mutlu oldum. Bana vakit ayırdıkları hepsine tek tek teşekkür ediyorum. Zamansızlık ve bazı talihsizliklerden ötürü görüşemediğin herkesten de özür diliyorum. Umarım bir daha ki sefere görüşürüz. Ya da siz buraya gelirsiniz belki en güzeli o olur :)

Gezdim diye ayrı bir başlık açmak istemiyorum ama gezdim. Ankara tabi bunun en büyük parçası oldu ama onun dışında da bir iki bir yere uğradım diyelim ve raporumuzdaki bir başka başlığa geçelim.

Geldim, gördüm, yedim


Ankara'da olmanın en güzel yanı bu galiba. Çeşit çeşit olmayacak şey yedim. İyi de oldu ama kilo da aldım. Sadece tüketmedim ürettim de. Internetin de olmamasıyla oluşan can sıkıntısıyla birlikte reçel yaptım ki bence başlı başına ayrı bir yazı konusu o. Onu sonraya saklayayım.

Hastalandım (yine gene)

Daha önce buraya hastalandım yazdığım için pek çok insanı endişelendirdiğimi fark ettim. Gösterdiğiniz ilgi için teşekkür ederim. Ama bu sefer pek çoğunuzun önünde Ankara'da hastalandığım için sanırım merak etmezsiniz. Hayatımın ilk serumunu yemek dışında bir etkisi olmadı zaten, iki güne kendiliğinden geçti gitti.

Uğraştım

Blog'la uğraştım. Bir ara ne olduysa oldu birden bütün blog ve web sitesi uçtu. Eski haline getirene kadar gerçekten çok uğraştım. Ama aslında eskisinden iyi oldu. Blog şu anda daha hızlı açılıyor. Web sitesinde de ufak tefek güncellemeler yaptım. Ama siz siz olun her şeyi yedekleyin. Aynı şeyi baştan yapmak çok can sıkıcı bir iş.

Internet'le çok uğraştım. Doğru düzgün çalışan bir internet servisi niye bana denk gelmiyor bilmiyorum ama bununla uğraşmaktan bıktım gerçekten. Umarım en az bir yıl daha başka problem çıkmaz.

Kısa kısa son bir kaç not

  • İzledim de izlemez olaydım. Yazın bence süper bir filmi yok. Başlangıç iyiydi ama muhteşem değildi bence.
  • Kazandım ama lotoyu değil. Geçen sefer Bada falan demiştim oradan bir telefon kazandım. Bu da böyle bir anım oldu.
  • Dört buçuk senedir kullandığım arabamı sattım. Eskimişti ama idare ediyordu, üzülmedim desem yalan olur.

Benim tarafımda olan biten bu. Umarım sizin oralarda da her şey yolundadır. Canınız sıkıldığında iki satır yazmayı ihmal etmeyin. Görüşmek üzere.

Pazar, Ağustos 22, 2010

Ankara'da Buluşalım

İlgilenenler için kısa bir bilgi notu. Eylül başında Ankara'da olacağım. Eğer olur da o tarafta olursanız görüşebilirsek çok iyi olur.

Pek çoğunuzu bir yıldan uzun zamandır görmedim. Hatta bazılarınızı çok çok senelerdir görmedim. Umarım bu sefer bir şekilde denk gelir de görüşürüz. Ne bileyim iftara gideriz, bayramlaşırız filan. Yaparız bir şeyler yani maksat beraberlik olsun.

Görüşmek üzere,
Ahmet

Çarşamba, Temmuz 21, 2010

İkinci Çeyrek Raporu

Artık yeterince zaman geçti ve yeni bir yazı yazmanın zamanı geldi. Yeterince zaman geçtiğini burayı takip eden bir kaç kişiden aldığım "artık yeni bir şeyler ekle" taleplerinden anlıyorum. Özünde buranın amacı uzak kaldığım ama kopmadığım insanlarla iletişimimi sürdürmek. Bir çeşit toplu email tüm sevdiklerime aynı anda gönderdiğim. Umarım burayı okuyanlar da beni kendileri hakkında bilgilendirirler.

Kısa kısa olan biteni geçeyim, herkesi ilgelendiği kısmı okusun. Neler yaptım:

İletiştim

Bu uzak kalmak kavramının mesafe ile bir ilgisi olmadığını düşünmeye başladım. Tamamen vakit ile ilgili. Bir insana ne kadar çok vakit ayırırsan o kadar yakın oluyorsun bence. Ben de daha az vakitle daha ulaşılabilir olmaya çalıştım.

Siteme eklediğim "Bana mesaj gönderin" özelliği gerçekten kullanışlı oldu. Nerede olursam olayım sizlerden SMS alabiliyorum. Önce kimse kullanmaz diye düşünmüştüm ama oldukça kullanılıyor. Bir yerden birisinin aklına geliyorum ve birden bir mesaj alıyorum, güzel bir şey.

Skype ile daha ulaşılabilir oldum. Eğer bir şekilde Skype adresime sahipseniz beni her zaman arayabilirsiniz. Çevrim içi olmasam bile direk cep telefonuma ulaşacaksınız. Bu da, numaran ne, nasıl arayacağız biz seni vs gibi bir kaç problemi çözdü bence.

Sosyalleştim

Yani tam olarak sosyalleşmedim de sosyal iletişim araçlarını biraz daha fazla kullanmaya başladım. Zaten alem olmuş on yüz bin tane sosyal iletişim aracı bana sadece onları kullanmak düştü.

Bu konuda web sitemi de güncelledim. Belli başlı hesaplarımın listesini tek bir sayfada topladım.

Gezdim

Bahar ve Yaz insanı gezmeye teşvik eden aylar. Ben de ne kadar sulak yer varsa dolandım. Kumsal da kazı yaptım, tavla oynadım, karpuz yedim vs. Burayı sanırım en iyi fotoğraflarla anlatabilirim:



Okudum


Kütüphaneden kitap alıp okumak, satın alıp okumaktan kesinlikle daha keyifli. Belki yazarlar için kötü bir şeydir bu ama ne yapayım benim için öyle. Niye derseniz:

1. Bedava eğlence, güzel bir şey
2. Bedava. Eskiden bir kitabı beğenmesem bile sonunu getirmeye çalışırdım. Şimdi beğenmediğim yerde bırakıyorum. Hiç vicdan azabı, ben buna para verdim okumalıyım hissi yok. Zamanın daha değerli. Gidiyorum başka kitap alıyorum.
3. Kitaplar benim değil. İade etmem gerektiğini, üzerinde bir tarih olduğunu biliyorum. Daha seri okuyorum, daha çok okuyorum.

Öğrendim

Burayı okuyanlar benim teknik yazılarımdan çok sıkılıyorlar biliyorum. Onun için çabuk geçiyorum burayı. Android ve Bada benim için son 6 ayın favori ikilisi oldular, bu kadar söylüyorum ve atlıyorum.

Hastalandım

Evet yaz ortasında bir ara hastalandım. Bir ara da alerjilerim çok arttı. Özünde can sıkıcı olaylar. Sonuçta ufak tefek şeyler bir şekilde atlattım tabi ama tekrar tekrar söylemek isterim ki her şeyin başı sağlık.

İzledim

Pek çok film izledim son zamanlarda ve çoğunun adını bile hatırlamıyorum. Benim için yazın favorisi Toy Story 3 oldu. Oldukça eğlenceliydi.

Senfoni orkestrası eşliğinde havai fişek gösterisi izledim ki bambaşka bir şeydi. Olur da denk gelirse seneye de ordayım. Arkada Imperial March çalarken birden havai fişeklerin patlaması acaip bir duygu. Bir death star eksikti o da olmaz zaten umarım :)



Dünya kupasını izledim doğal olarak. Ama herkes izledi galiba çok yazmaya gerek yok.

Çalıştım

Önce normal çalıştım. Sonra başka başka şehirlere gittim. Başka başka ülkelerden insanlarla çalıştım. Eğlenceli bir şey aslında, hem keyifli bir şey yapıp hem de üste para almak. Garip ama gerçek budur belki :p

Değiştirdim

Blog'un görünüşü daha ferah daha geniş olduğunu düşündüğüm bir tema ile değiştirdim. Umarım eskinisi aratmaz ve okuması gerçekten kolay olur.

Başka da hiç bir şeyi değiştirmedim. Aynen kullanıyorum. Ne demişler eskisi olmayanın yenisi olmazmış :)

Hatırladım

Çoğu zaman unuttum aslında. Doğum günlerinizi unuttum, başka özel olayları unuttum, aramayı unuttum, email atmayı unuttum ama sizleri unutmadım. Her zaman hatırımdasanız. Hoşçakalın sevgiyle kalın. Olur da vaktiniz olursa bana bir mesaj atmayı da unutmayın.

Pazar, Mayıs 23, 2010

Teşekkürler - 27

Doğum günümü hatırlayan, hatırlamayan, bir senedir hayatımda olan, beni destekleyen, beni seven, iyi dileklerini ileten, arkadaşlığını esirgemeyen herkese çok teşekkür ederim.

5. geleneksel kendi kendime doğum günü mesajımda yine geleneği bozmayarak kendime iyi, mutlu, güzel, sağlıklı ve sevdiklerimle birlikte bir yıl dilerim.

Saygı ve sevgilerimle,
Ahmet

Pazartesi, Şubat 22, 2010

Yorumlar

Son bir hafta içinde pek çok kişiden mesaj aldım. Burayı güncellemenin de en büyük zevki bu, ne zamandır konuşmadığım insanlardan tekrar bir haber almak. Murat gönderdiği mesajın sonuna Macbeth'in açılışından küçük bir parça eklemiş, hoşuma gitti onu da burada yayınlıyorum.

Üçüncü kişi yine Murat'ın isteğiyle Onur. Neden bize üç cadılı kısmı seçmiş onu bilemiyorum, belki buna da başka bir yorumunda açıklık getirir.

Hoşçakalın.

When shall we three meet again
In thunder, lightning, or in rain?
When the hurlyburly's done,
When the battle's lost and won.


Maalesef düzgün bir Türkçe tercümesini Internet'de bulamadım. En olabilecek şu var onu da kim çevirmiş bilmiyorum:

(Üçümüz) Ne zaman buluşuruz bir daha
Gökgürültüsü, yıldırım veya yağmurda?
Bu velvele bittiğinde,
Savaş kaybedilip, kazanıldığında.

Pazar, Şubat 21, 2010

Bana Mesaj Gönderin


Sağ tarafa, en üste yeni küçük bir kutucuk ekledim. Bana mesaj gönderebilmeniz için. :)

Buraya kısa bir mesaj yazıp küçük ok tuşuna tıkladığınızda her nerede olursam olayım mesajınız bana ulaşacak. Yani hedef bu, olabilir de olmayabilir de. Blog'dan bana SMS gibi bir şey hem de kontör falan harcamadan.

Hala nedir bu, biz anlamadık diyenler için özenle hazırladığım kullanma kılavuzunu da buraya iliştiriyorum.

Hoşçakalın..

Ankara - 2

21 Şubat 2009'da yazıp sonra buraya koymayı unuttuğum yazının ikinci kısmı.

* 2 *

İçerisi o kadar da eğlenceli değil. Ne bir bilgisayar var doğru dürüst ne de bir wifi. Küçük de bir yer ama insanlar dağınık oturmuşlar yine de. Nasıl oyalayacağım kendimi belli değil. Dolanıyorum, rafların kitapların arasında. Oturacak uygun bir yer bulabilmek için. Tanıdık bir şeyler arıyorum belki de umutsuzca. Derken duvarda kocaman bir harita. Aslında bir Ege haritası bu. Ama okullarda görmeye alışık olduğumuz cinsten. Türkiye orada. Şairin dediği gibi aynen. Anadolu'dan Avrupa'ya bir kısrak başı gibi uzanmış. İşte burada, yine tam karşımda Ankara. Komik aslında bunu niye asmışlar ki buraya?

İlişiyorum bir köşeye, yine başlıyorum izlemeye. Gelene geçene bakıyorum. Kütüphane sessiz ama tam karşımdaki abiye yetmemiş bu. Bir de kulaklarına tıkaç tıkamış. Koca koca kırmızı şeyler. Zannedersin kapıda tabela var "İçerideki ses düzeyi kalıcı duyma bozukluklarına yol açabilir" diye...

Onun yanında bir adam, elinde bir kitap. Saçları uzun, kahverengi beyaz kırması. Elleriyle bir şeyler anlatıyor kendine sürekli. Ama nedir anlamıyorum. Sessiz okuma denen güzide tekniği tam anlayamamış vakti zamanında. İçinden bağıra bağıra okuyor kitabını. Kulağı tıkaçlı adama haksızlık mı ediyorum ne?

Soluma doğru karşımda iki çocuk. Güya ders çalışıyorlar. Yalan! Oğlanın elinde bir cep telefonu kızın fotoğrafını çekmeye çalışıyor. Kız da elindeki kağıtlarlar suratını kapatıyor. Belli ki eğleniyorlar. Ama ellerinde kalın kipatlar. Suratını kapattığı kağıtlarını yarısı highlighterla yeşil yeşil işaretlenmiş. Niye sarı kullanmazlar da başka renk kullanırlar orasını da anlamam. Ben sadece sarı kullanıyorum. Bir de ara ara kırmızı. Sarı, kırmızı sevdiğim renkler, yeşil ne ola ki. Belli ki sabahın bu vakti ders çalışmaya gelmişler. Yatıp uyusaydınız daha iyiydi vallahi. Yine V.'nin dediği gibi ders çalışacağımıza yatıp uyuyalım kafamız çalışır daha iyi.

Sabahın körü kavramının ne kadar da göreceli olduğunu fark ettim bir anda. Saatin kaç oldğunu söylesem mesela ne düşünürsünüz hakkımda. Saat on bir buçuk. O kadar da erken değil aslında. Ama benim için erken. Gece insanıyım ben galiba. Benim bünye akşam dörtten gece ikiye düzgün çalışıyor onun dışında da makine hep soğuk.

Yazacak ilginç bir şey kalmadı artık, hem kitap okumak istiyorum biraz. Çocuklar da gittiler zaten. Oğlan kızın kafasına kalem fırlattı. Bu da kızın çok hoşuna gitti. Güle güle gittiler. Belki de beni dinlediler gidip uyuyacaklar. Telepatik güçlerim gitgide güçleniyor herhalde. İyi bir şey olsa gerek. Ya da insanlar gitgide garipleşiyor. Kötü bir şey olsa gerek. Ben bu iyi mi kötü mü sorununu fal bakarak çözmeye karar verdim. Normalde yazı tura atardım ama şimdi vaktim bol en iyisi fal bakayım...