Çarşamba, Ocak 03, 2007

New Years Resolution

I have heard so many resolutions for 2007 so that eventually it became very tempting for me to prepare one for myself. The problem is, I do not have a list ready in my hand. I have to think and write at the same time.

I am not sure if we have sth. similar in our culture. At least I do not know... We also make wishes for new year but preparing a list is too much.

I do not believe that I will intentionally try to achieve any of these... anyway let's begin.

My 2007 Resolution:
  • Tidy up my desktop, real life desktop.
  • Buy a faster computer.
  • Visit i new cities. (i=2, seems reasonable ??)
This should be enough for a short year! I still believe this is nothing but wishful thinking.

I hope all (at least most of) your wishes come true for this year.

Cheers and have a happy new year.

Salı, Ocak 02, 2007

Hoşgeldin 2007 :p

Başlık çok mu klişe oldu nedir yaw? :D

Her neyse mevzu değil zaten. Yazıyı okuyan herkeste hafif bir akşamdan kalmalık olacağından kimsenin tınacağını zannetmem...

2007'ye nasıl girdim? Eminim merak edenleriniz vardır. Olmadığını bilsem de, anlatmak istiyorum. 2 dk. izin verin lütfen :)

Öncelikle 2006'ya girdiğimden çok daha güzel girdim. Şehre gittik. Şehir meydanındaki kutlamalara katılmaktı amacımız ama çok kalabalık olduğu için vazgeçtik bundan. Tamam itiraf ediyorum, bulamadık kutlamaların olduğu meydanı.

Bar hoping yapmadıysak da semt hoping yaptık diyebilirim. Önce Market St. etrafında turlayıp havayı kokladık. Pek havası yoktu. Saat ise 9 civarıydı. Hem bu kadar evsizin hem de bu kadar zenginliğin aynı yerde olması ise beni germekten başka bir işe yaramıyordu. İnsanların durumu bu kadar kanıksamış olmaları da bu ülkeye özgü bir klasik sanırım...

Sonra Castro St.'e geçtik. Ama sırf meraktan yoksa ne başka bir amacımız ne de acaip bir durumumuz var. Yok yani öyle bir şey, teasüf ederim. Gökkuşağı bayrakları arasında yolun normal tarafına yakın normal bir mekan da akşam yemeğimizi yedik.

Oradan Haight St. tarafına geçtik. Yarım saat civarı park yeri aradıktan ve kısa bir turdan sonra saat 11'i biraz geçe bir bara girebildik. Şarap eşliğinde televizyondan meydandaki gösterileri izledik. Uzaktan da olsa eğlenceliydi. Bu şehrin insanda bir çeşit ait olma duygusu oluşturduğunu itiraf etmeliyim. Saat 12'ye doğru bekleneni yaptık

beş dörT üÇ iKİ BİR woahhahaaoah

garip şapkalarımız, düdüklerimiz falan eşliğinde şampanyamızı da içtik. Arkamızdaki ablalar birbirleriyle, abiler de birbirleriyle öpüştü. Bu şehir garip... Sonra biz şarabımıza devam ettik. Sonra da evimize döndük.

Güzeldi velhasıl eğlendim; ama yine de yalnızdık.

[Geçmiş] Bayramınız ve Yeni Yılınız Kutlu Olsun

Dalgaya geldik unuttuk, bu sefer tebrik mesajlarını.

Burayı okuyan herkesin geçmiş bayramı kutlu olsun. Yeni yıl mutluluk ve sağlık getirsin. Yeni yıl için dilekleriniz nelerdir bilemiyorum ama umarım gerçekleşirler. Mutlu yıllar...

Ayrıca aranızda piyangodan büyük ikramiye yada ona yakın bir şey kazanmış olan varsa, kendisine tebriklerimi iletmek isterim. Ben zaten hep sizin kazanmanızını istemiştim. Unutmazsınız beni artık. Saygılar.

Yeni yılda daha çok yazıyla birlikte olmak üzere, hoşçakalın...

Cumartesi, Aralık 30, 2006

Final Destination : Seattle

Öncelikle seriyi izlememiş olanlar için küçük bir bağlantı verip konuya giriyorum.

Heyecanlı olduğumu belirtmek isterim, çünkü action/adventure tadındaki ilk blog yazımı yazıyorum. Olay uzun zaman önce uzak bir galakside geçmiyor ama siz isterseniz öyle olduğunu farz edebilirsiniz. Yok ben daha gerçekçi öyküleri severim derseniz, olay 2 hafta kadar önce 2 üst eyalette geçiyor.

14 Aralık - ~16:00

Dönemin son finalinden çıkmış olan A. (Aslında bu A ben oluyorum. Ama hem üçüncü tekil şahışlı bir anlatım tarzı benimseyip hem kendi adımı kullanmak bana garip geldiği için böyle A. yazdım. Her neyse...) işleri bitirmiş olmanın huzuru ve dün gece uyuyamamış olmanın verdiği yorgunlukla evdedir. Karnı tok, sırtı de pek olan A. hem ziyaret hem ticaret maksatlı bir gezi için bavulunu hazırlamaktadır. Aslında carry-on'unu hazırlamaktadır. Zaten şu 3 günlük dünyada 2 günlük bir gezi için bir insan ne kadar yük taşımalıdır ki.

Telefon acı acı çalar. Telefonun diğer ucundaki V. (V for Volkan) son bilgilendirmeler için aramıştır.

V : Hava çok soğuk burda. Bot al, mont al... Bir de fırtına geliyormuş, internete bak öyle çık.
A : Fırtına ?
V : İşte bildiğin fırtına, rüzgar falan yani.
A : Bir şey olmaz di mi?
V : Soğuk olur. Bot al, mont al...

Fırtınalara pek alışkın olmayan A. için yeni bir bilgi yoktu bu konuşmada. Zaten soğuk yere gittiğinin farkındaydı. Bir kazak daha attı çantasına...

~ 18:00

Üçü raylı biri bildiğin otobüs olmak üzere dört farklı toplu taşıma aracını kullanarak terminale varmıştı A. Bir yerden bir yere gitmek için kurulan bu düzene hayran bir şekilde, havaalanına giderken bu kadar vasıta değiştirmesini gerekli kılacak planı yapan herkes için, içinde kabaran şükran duyguları yüzüne vurmuş neşe içinde tuvalet arıyordu (En uzun cümle rekorumu bu sefer kırdım galiba...). Evet tuvalet arıyordu. Garip mi? Olur olmaz her şeyin olduğu yerde zaten sınırlı sayıda olan tuvaletlerin çoğu çeşitli bahanelerle kapalıydı. Ama vakti zamanında Indiana Jones : Fate of Atlantis oynamış olmanın verdiği kendi güvenle bu işi de çok rahat bir şekilde çözdü A.

Check-in falan dediğin zaten iki dakikalık iş, ondan sonra yapacak bir şey yok; beklemeye başladı. Garip olaylar da beraberinde başladı. Herkes bir fırtınadan bahsediyordu ya hayırlısı. Önce ilk garip anons geldi:

Vancouver'e giden uçağa fırtına dolayısıyla extra yakıt koymak için bavulların bir kısmını burada bırakarak yer açıyoruz...

Zaten hafiften makaraları sermiş olan yolcular artık kahkahalarla gülüyorlardı. Biraz beklemenin vermiş olduğu huzursuzluk, biraz da Alaska hava yollarının muhteşem anonslarının etkisi vardı bunda. A. için günü açan efsanevi anons belki de şuydu "Buraya pilot göndermeyi unuttuğumuz için ertelenen San Diego uçağı aslında burada pilot olup da biz kendisini unuttuğumuz için tekrar ertelenmiştir." Zaten bu kadar anlamsız olan bir anonsa arkadan bir pilotun el sallayarak ben buradayım işareti çakması da bambaşka bir tad katmıştı olaya.

Peki tabi olarak A. nın uçağı da 1 saat ertelenmişti. Pek mühim bir gecikme sayılmazdı gerçi. Sonra 1 saat daha, 1 saat daha...

Beklerken karnı acıkan A., lütfen ortamdan fazla uzaklaşmayın her an kalkabiliriz telkinleri eşliğinde yemek için ortamdan 30 dk. ayrıldı. Geri döndüğünde bir mucize gerçekleşmişti. Hakkaten kalkıyorlardı...

Uçağa bindikten sonraki 1 saat erteleme haberini yok sayarsak her şey A. için hala iyiydi. Fırtına nedeniyle uçuşunu erteletenler (korkaklar! :p ) sağolsun sağı solu her yanı boştu. Kalkmaya yakın standartdan bir sapma hissediliyordu aslında. Hayatında ilk defa cabin crew cross check bla bla talebine karşı duyduğu yanıt biraz şaşırtmıştı onu.

Cross-check completed. Cabin not secure.

Yine de önemsemedi peki. Sudoku çözemedi biraz, sonra üç koltuğa uzanmak suretiyle 2 saat boyunca uyudu...

15 Aralık - ~00:10

A. uyandıktan sonra cam kenarındaki koltuğa geçip şöyle bir dışarıya baktı. Dışarıda gerçekten sağlam yağmur yağıyordu ve kanadın ucu görünmeyecek kadar yoğun sis vardı. Bu şartlar altında uçaktaki hafif sarsıntılar da kabul edilebilirdi.

Kısa bir süre sonra, daha sonra hiç bir zaman tam olarak hatırlayamacağı ama aklına bir şekilde kazınan şu anons geldi.

Sayın yolcularımız, inişe geçmek üzereyiz. Kemerlerinizi bağlayınız bla bla bla... Ayrıca, bu iniş biraz sert olacak, olduğunuz yere sağlam tutunun...

İşte herkes dua etmeye o anda başladı. A. 'nın hala korkmadığı söylenebilir. Ama insanların suratı neden kireç gibi olmuştu? Hostesler neredeydi? Neden kendilerini bir yerlere bağlamışları? N'oluyordu?

To be continued...

Pazartesi, Kasım 20, 2006

Rapor Veriyorum...

Uzun zamandır zamanım olmadığı için yazmıyordum ama artık baskılara dayanmakta güçlük çekmeye başladım. Suskunluğumu bozuyorum.

Önce küçük bir duyuru. Blog'u blogger'ın beta servisine taşıdım. Bu özünde benim için daha fazla kullanım kolaylılığı ve kullandığım diğer Google servisleriyle daha fazla entegrasyon demek. Sizin için ise temel de hiç bir değişiklik olmaması gerek. Gerekirdi en azından. Ama öyle olmadı. Yorum sisteminde şu an problem olduğunu biliyorum. Biraz dolambaçlı yollar izlerseniz yorum yazabilirsiniz ama... Tahmin ediyorum 1 aylık bir zaman diliminde çözülecektir bu sorun ama elimden beklemekten başka bir şey gelmiyor onun için özür dilerim. (Bu sorun düzelmiş bile olabilir...)

Artık her yazıya etiket de ekleyebiliyorum. Yakın bir zamanda bu beta işi biraz daha oturduğunda tahmin ediyorum epey kullanışlı bir özellik olacak bu.

Daha daha ne haber?

Bu soruya cevap vermek zorundayım sanırım... Umm, aslında pek bir değişiklik yok beni tanıyanlar için ama illa detay vermem gerekirse. Bugün %65 kakaolu çikolata denedim, güzel oluyormuş. Hatta biraz daha fazlaya da çekinmeden çıkabilirim sanırım. Bence her şey en güzel olsun her şey en gurme olsun :p

Geçen haftaydı sanırım mantı yedim yani yedik. "Ooo çok büyük haber!" diyenleriniz için hatırlatmak isterim Kayseri'ye kuş uçusu mesafem bir kuşun uçamayacağı kadar fazla. Albatros uçabilir belki yada anka kuşu ama emin değilim :). Sağolsun arkadaşlar çağırdı bizleri evlerine, yemek verdi bizlere. Gerçi mantıyı katlama işini bize yaptırdılar ama olsun ;). Bunu bulamayanlar da var. (Olur da yolunuz buralara düşerse A. ve O. tekrar teşekkürler.)

Bu aralar bir ara %6 alkollü pembe Merlot denedim. Gayet güzel oluyor, gazoz gibi. Hatta Freşa gibi. Hoş yani, deneyin tavsiye ederim.

Başka... Temizlik yaptık 2 gün önce. Ev tekrar eve benzedi. Gerçi halının üstünde acil durumlar için sakladığımız stoklarımızı da bu sebeple yok etmek zorunda kaldık... Felaket çamaşır da yıkadım ayrıca. Bir kerede 4 makina dolusu yıkadım, of ki of yani. (Çarşamba günü gelecek olan misafirim V., bunlar biraz da senin için, bil kıymetini lütfen. Gerçi bu kadar temizlikten sonra sana klasik ev hanımı tribi de atabilirim, "evde biraz pis ama kusura bakma, ev hali artık" :D)

3. çeyreğin en çok fark yaratan adamı seçildim bir yerde. Gerçi hala ne olduğumu anlayabilmiş değilim ama bana bir ton şeker, Superman'li uçan balon vs. verdiler teşekkür ettim. Ne olduğumu tam olarak anlasaydım belki daha da açıklayıcı bir şeyler yazardım ama anlamadım pek.

Şükran günü yaklaştı. Haftaya Perşembe günü kendisi. Zaten her zaman Perşembe günü oluyormuş, ben de yeni öğrendim. Okulda organize edilmiş bir yemek olayı var; oraya gidip hindimizi de yiyeceğiz artık. Ne demişler free food baldan tatlıdır. Yani tam öyle olmasa da bir şey demişler işte...

Uzun bir aradan sonra Magic The Gathering oynadım. (Eğer bilgisayar oyununu hatırlayanlar varsa, işte onu.) Bence güzel oyundu, ama para hırsıyla saçma sapan bir hale getirdiler. Genel anlamda zeka oyunu olarak kabul bile görebilirdi. Ayrıca Medieval Total War'da oynadım ama ondan bahsetmek istemiyorum; yine kaybettim...

Bunlar dışında koşturup duruyorum, etraflıca bir tatil hakkaten iyi olacak diyebilirim. (Haftaya tatil de tümden :). Ama ben de bayramda çalışmıştım ona sayarsınız artık. Yok saymazsanız da...canınız sağolsun be!)

Hayat dediğin de her zaman güzel bir şey olamıyor. Arada bir yerde gerçekten beni çok üzen bir haber aldım. Çok yakın bir arkadaşım omuzlarındaki yük biraz daha ağırlaştı. Konuşmayı beceremedim, zaten ne diyeceğimi de bilmiyordum. Yazmayı da beceremedim işte. Kolay gelsin, dostum... Bil ki...(Yanında olamadığım için özür dilerim. Bir kere daha anladım ki her an sevdiklerimizle birlikte ne kadar kıymetli ve uzakta olmak bazen ne kadar zor. )

Daha fazla yazabileceğim rasgele şey var mı bilmiyorum. Hiç sevmediğim halde bir ton detay yazdım. Aslında ben detayları ne yazmayı seviyorum ne de paylaşmayı. Soranlara veriyorum bir özet ama insanlar çok meraklı. Ben de kıramıyorum bu pek sevdiklerimi... :)

Eğer bu yazıda bahsi geçen herhangi bir şey hakkında daha fazla bilgi istiyorsanız lütfen 555 35 77'i arayın (aramayın!), yada eğer teknik zorlukları aşabilirseniz bu yazıya yorum yazın yada herhangi başka bir şey yapın ama eğer şevkimi kırmak istemiyorsanız sonraki yazılar için lütfen bana doğrudan sormayın (Evet, e-mail doğrudan oluyor.). Teşekkürler...

Sütüm yok ama muzum var, dişimi fırçalayıp yatmadan önce bence gayet yeterli bir mutluluk kaynağı. Ben tekrar gerçek hayatıma dönüyorum, şimdilik hoşçakalın.

Sevgilerimle,
Ahmet.

PS: Bu yazıyı izninizle birine ithaf etmek istiyorum. H.'cım, canım istedin yazdım. Umarım hoşuna gider. Yanlış anlamalar oluyor diye yazı yazmak istemiyordum aslında ama baktım hiç yazı yazmasam ondan bile anlam çıkarıyorsun, korktum dedim en iyisi yazmak...